Osmanlıcada Arapça ve Farsça tamlamalar sıkça karşımıza çıkabiliyor. Şimdi Farsça usulle yapılmış bazı tamlama örneklerine bakalım.

Metin okumalarında Farsça tamlamalarla çok sık karşılaşılır. Arapça tamlamalar daha az görülmektedir.

Osmanlıca Terkipler

Tavâif-i mütemeddine: Medenîleşmiş kavimler, bölükler. » طوائف متمدّنه
Lisân-ı Arabî: Arapça dili. » لسان عربى
Fenn-i mahsûs: Özel bilim. » فنّ مخصوص
Ulemâ-yı müteahhırîn: Sonra gelen âlimler. » علماى متأخّرين
İlm-i belâgat: Belâgat ilmi.  » علم بلاغت
Kavâid-i Osmâniyye: Osmanlıca kaideleri. » قواعد عثمانيّه
Maârif-i umûmiyye: Genel eğitim. » معارف عموميّه
Muktezâ-yı hâl: Hâlin gerektirdiği. » مقتضاى حال
Bâb-ı evvel: İlk kapı(mevzu, husus, başlık). » باب اول
Şerâit-i ictimâiyye: Sosyal şartlar. » شرائط اجتماعيّه
Mukadderât-ı memleket: Memleket mukadderâtı. » مقدرات مملكت
İnhilâl-i ictimâî: Sosyal dağılma, bölünme, parçalanma. » انحلال اجتماعى
İhrâz-ı hürriyet: Özgürlük kazanma. » احراز حريّت
Hâl-i muattaliyet: Kullanılmaz vaziyet, hâl. » حال معطّليت
Husûl-i saadet: Mutluluk meydana gelmek, hâsıl olmak. » حصول سعادت

Silsile-yi ihtiyâcât: İhtiyaçlar zinciri. » سلسلهٔ احتیاجات
Kesb-i liyâkat: Yeterlilik, kifâyet kazanma. » كسب لیاقت
Harekât-ı ifrâtkârâne: Aşırı gidercesine hareketler. »  حرکات افراطکارانه
Rızâ-yı İlâhî: Allâh'ın kulundan râzı olması. » رضای الٓهی
Hazret-i Fahr-ı Âlem: Âlemin övüncü, Hazreti Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm). » حضرت فخر عالم
Esbâb-ı Cihâd: Cihat sebepleri. » اسباب جهاد
Câ-yı tereddüt: Tereddüt mahalli, mekânı. » جای تردّد
Kudret-i kâhıra: Zor ve cebreyleyen kudret. » قدرت قاهره
Niyyet-i hâlise: Hâlis niyet. » نیّت خالصه
Ferdâ-yı neşr: Yayım ertesi. » فردای نشر
Makâlât-ı müfîde: Faydalı makaleler. » مقالات مفیده
Mülâhazât-ı âcizâne: Acz ve iktidârsızlıkla yapılan mülâhazalar. » ملاحظات عاجزانه
Kitâb-ı Mezkûr: Zikredilen, adı geçen kitap. » کتاب مذکور
Ulûm-ı Tabîiyye: Tabîata dair ilimler. » علوم طبیعیّه
Telîfât-ı Mühimme: Önemli telifler. » تألیفات مهمّه
Tarih-i Terakkiyât-ı Fikriyye: Fikirle ilgili ilerleyiş tarihi. » تارخ ترقّیات فکریّه
Kategori: Osmanlıca imla Ekleyen: Tazammun Tarih: 2020-02-07

İsm-i tafdîl: İsmi fâil cinsinden olup aynı manayı taşıyan bir sıfattır. Ancak, ismi fâil veya sıfatı müşebbehelerdeki bir sıfatın, bu vezinle anlatılmak istenen şeyde pek çok olduğunu veya bir kimse ya da nesnede diğerlerinde nisbetle daha çok olduğunu -nisbî büyüklüğü- ifâde eder.

Bu vezin Cenâb-ı Hakk'ın sıfatları için kullanıldığında, gerek sıfat-ı müşebbehe, gerekse mübâlağalı ismi fâillerde olduğu gibi, hiçbir cihetle Ondan daha büyük olmak mümkün olmadığından en çok (mutlak) büyüklüğü ifâde eder. 

Ef’al

Bu vezin müzekker’dir.

افعل

اعظم افضل اكرم اصغر اكثر اقدم 

A’zam, efdal, Ekrem, asğar, ekser, akdem.

Fu’lâ

فُعلا

اخرا حسنا عليا كبرا صغرا سفلا

Uhrâ, hüsnâ, ulyâ, kübrâ, suğrâ, süflâ.

Bu vezinde, kelime sonunda gelen harf ye olmakla birlikte, Osmanlıcada elif ile yazılır.

Hayrat Vakfı'nın Osmanlıca Dersleri videolarından alınan notlardan istifâde edilmiştir.

Kategori: Osmanlıca imla Ekleyen: Tazammun Tarih: 2019-09-25

Mübâlağalı İsm-i Fâ’il, bir işi daimi sûrette çokça yapmayı ifâde eder. Bir işi çokça ve daimi yapan fâilin sıfatıdır.

Fa’âl kalıbında (vezninde) geldiğinde; mesela ilm bilmek demektir, allâm çokça bilen demektir.

Fa’âl

فعّال

علّام فتّاح كشّاف سيّاح نمّام توّاب

Allâm, fettâh, keşşâf, seyyâh, nemmâm, Tevvâb.

Fe’ûl kalıbında (vezninde) geldiğinde; mesela cesâret masdarından cesûr çokça cesaret gösteren demektir.

Fe’ûl

فعُول

جسور شكور غفور عنود وقور حسود

Cesûr, Şekûr, Ğafûr, anûd, vakûr, hasûd.

Fa’îl kalıbında (vezninde) geldiğinde; mesela hıfz masdarından hafîz çokça hıfz eden (koruyan) demektir.

Fa’îl

فعِيل

حفيظ كريم حكيم فقير طبيب رقيب

Hafîz, Kerîm, Hakîm, fakîr, tabîb, Rakîb.

Allâh’ın sıfatı olduğunda mübâlağa bildirirler.

Kategori: Osmanlıca imla Ekleyen: Tazammun Tarih: 2019-09-24

İsm-i Mensûb, nispet bildirir. Bu bir yere veya mesleğe mensup olmayı işaret eder.

Mensûbiyet belirtmek için kelimenin sonuna ye getirilir:

استانبولى مصرى كريدى سماعى غضبى مللى فارسى عربى

İstanbulî, Mısrî, Giridî, Semâî, Gazabî, Millî, Fârisî, Arabî.

Eğer kelime, ünlü harfle bitiyorsa vav + ye getirilir:

معنوى سماوى علوى اخروى دنيوى

Ma’nevî, semâvî, ulvî, uhrevî, dünyevî.

Kategori: Osmanlıca imla Ekleyen: Tazammun Tarih: 2019-09-12

Fiile maruz kalan, fiilin üzerinde cârî olduğu şeye ism-i mef’ûl diyoruz.

İsm-i mef’ûl vezninde gelen bazı kelimelere bakalım:

 مشغول منسوب موهوم مشكوك
منصور مغلوب مكتوب متروك
مقتول مخلوق مرقوم مظلوم
مذكور مسكون مأمور مطلوب

Meşgûl, mensûb, mevhûm, meşkûk

mansûr, mağlûb, mektûb, metrûk

maktûl, mahlûk, merkûm, mazlûm

mezkûr, meskûn, me’mûr, matlûb.

Kelimelerin sıkça karşınıza çıkmasıyla hafızada yer alması kolaylaşacaktır. Bunun için bolca okumalısınız. Misallerde, mazlûm, zulme maruz kalan; mansur, kendisine yardım olunan; maktûl, katledilen manalarındadır. Hareke olmadan, aynı ölçüyle gelen ve aynı mana bütününde yer alan kelimeler. Lugat manalarına bakınız.

Kategori: Osmanlıca imla Ekleyen: Tazammun Tarih: 2019-08-28
1234»