Osmanlıca kelimeler dediğimizde muhtemelen kadim Türkçe'de geçen, fakat bugün ya hiç, ya da pek nadir kullanılan kelimeler hatıra gelecektir. Osmanlıca kelimeler, bugün epeyce yabancılaştığımız kelimelerimiz oluyor. Dilimizde Arapça ve Farsça kelimeler, o zamanlar daha çok kullanılıyordu.

Bugün pek sık kullanılmayan Osmanlıca kelimeler ve manalarına Sosyal Medya Sayfamızda yer veriyoruz. Bilhassa Kâmus-i Osmânî Lügatından bolca nakil yapıyoruz.

Destgîr, bîkes, fâide-bahş, nümâyân, haddizâtında, hâhişkâr, şükûh, fend, beynelmilel, ictinâb gibi.

Osmanlıca kelime

Ânlar (onlar) ki verir laf ile dünyaya nizâmât

Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde

Ziya Paşa

Bu gibi kelimelerle kurulan cümleler, şiirler, sözler insanların ilgi ve alakasını çekebiliyor.

Yakın zaman öncesine kadar kullanımda olan bu kelimelerin âhenkli bir okuyuşla dinlenmesi dikkat çekiyor. Zengin bir Türkçe, aynı zamanda güçlü ifâde için kelime zenginliği aranır. Elbette hatip, muhatabının anlayış seviyesini dikkate almalıdır. Çok fazla alıntı kelime kullanıldığı takdirde, anlaşılamama sıkıntısı ortaya çıkabiliyor. Osmanlıca okurları bütün bu kelime okyanusunun iyi birer yüzücüsü olma durumunda bulunuyorlar. Gerek Arapça, gerek Farsça ağırlıklı metinler okumak sûretiyle bu hususta ilerleme göstermek mümkün olacaktır. Zengin bir dil, güçlü ve doğru bir anlayış. Sağlıklı bir okuma için her ikisi de gerekiyor.

Osmanlıca Yazılışları

Bir de bu kelimelerin Latin harfleriyle değil de Osmanlıca yazılışlarına bakalım:

دستگير ، بى كس ، فائده بخش ، نمايان ، حدّ ذاتنده ، خواهشكار ، شكوه ، فند ، بين الملل ، اجتناب

Osmanlıca okuma çabanızla beraber, bu kelimelerin okunuş ve manaları gibi bir meseleniz oluyor. Sıklıkla lügat üzerinde arama ihtiyacı hissediyorsunuz. Dilimize giren Arapça ve Farsça kelimeleri okuyabilmek için bazı kâideler, bilgiler var elbette. Kök kelime tespiti ve bazı vezinler, ekler hakkında bilginiz oldukça okumanız da anlamanız da kolaylaşıyor. Yine de uzun soluklu okumalar ve lügat ile içli dışlı olmanız gerekecektir.

Kategori: Genel Ekleyen: Tazammun Tarih: 2017-02-05

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Rabbimize sonsuz hamd; Sevgili Peygamberimize, O'nun Ehli Beytine, Âl-i Ashâbına salât-ü selâm olsun!

Medya ile irtibatımız ve alakamız zamanla artış gösterdi. Önceleri tek tv kanalı ve siyah beyaz yayın varken, bugün geldiğimiz noktada seçeneklerin artmasıyla bilgi karmaşası da ortaya çıkmış oldu. Tüm bu karmaşa arasında umumi temayül sivrildi. TV izlenme oranları, yani reyting. Reyting oranlarının hayatımıza yansımaları oldu.

Biz izledik, bizi izlediler. Sevgiler, heyecanlar, ayartıcılıklar, duygular, gözyaşları, güç gösterileri, rekor denemeleri, sözler, sesler, müzikler; sertler, yumuşaklar, akıllılar, aptallar! Yeni yapımlar, karanlık ve esrarengiz bilinmezler.

Rengârenk, pürüzsüz ve şaşırtıcı geldiler! Merak uyandırdılar! Çok konuşuldular! Gündem oldular! Popüler oldular!

muzik

Reyting Cazibesi ve Reklamlar

Bir şeyin popüler olması, insanları o şeye cezbedebiliyor. Reyting unsuru o kadar sivrildi ki belki pekçok ahlâki değer dahi reyting cazibesi karşısında feda ediliverdi. Dün, çok sert tepki verilen sahneler, bugün sessizce veya daha az tepki vererek geçip gidebiliyor. İnsanlar kızsalar da meraklarını yenemeyerek yine izlemekten geri duramıyorlar. Reyting, geçerli ve etkili olmayı sürdürüyor. Halkın Medya'yı yönlendirmesinden daha çok Medya'nın halkı yönlendirmesi söz konusu. İnsanları marka veya reyting getirmesi beklenen şey her neyse ona cezbetmek gibi bir meşguliyeti olan reklamcılar var. Televizyon programları reklam ediliyor fakat iş bununla kalmıyor. Cezbedici olmayı sürdürebilmek gerekiyor. Program esnasında da insanları diri tutmak gerekiyor. Bu noktada sınırlar zorlanabiliyor ve insan ahlâkına, şahsiyetine yakışmayan nâhoş görüntüler ortaya çıkıyor. Daha yüksek izlenme oranları için belki daha fazla “çılgınlık” öngörülüyor.

Çarpıcı bir sunum yapabilmek, program boyunca insanların bakışlarını ekrana çivilemek. Yeni, sürekli yeni ve çarpıcı şeyler. Bütün yayın akışını çarpıcı kılabilmek ve sıkça iyi, çok iyi olunduğuna dair birtakım telkinler. Bıkmadan, usanmadan kanal reklamı yapmak ve insanlarda bir marka izlenimini uyandırmak. Öyle ki, aynı fragman yahut tanıtım filmlerinin defalarca tekrar ettiği görülür. Günler sonra yayınlanması planlanan, mesela bir maç yayınının reklamı defalarca gösteriliyor, şişiriliyor, değer atfedilip iyice büyütülüyor. İzleyici, günler önceden ekrana çivilenmek için hazır hale getirilmeye çalışılıyor. 

studyo

Perde Arkasındakiler

İnsanların tahayyülünde, tefekküründe beliren renkli ve etkileyici bir “tema” olmak. Farklı olmak, şaşırtıcı ve sürprizlerle dolu olmak için adeta yarış ediliyor. Bütün bu büyüleyicilik içerisinde gözden kaçırılmaması gereken elbette yayıncı ve yapımcılar olmalıdır. Burada onların dünya anlayışı, hayata bakışları, inançları gözden kaçırılmamalı. Beslendikleri kaynaklar, onların sevdiği insanlar, fikirler vesaire. Şüphesiz ki tüm bunlar karşı tarafa, ekran karşısındakilere de aks ettirilecektir.

medya

Farklı kanallardan farklı fikirler yansımakta ve insanlar tüm bu fikir ve bilgi karmaşası içerisinde bazı tercihler yapmaktadır. Bu noktada, bizi biz kılan, değer verdiğimiz şeylerin ekrana ne kadar yansıtıldığı sualini soracak olursak alacağımız cevap düşündürücü olsa gerektir. Türk Milleti'nin öteden beri gelen güzel ahlâkı, inancı, gelenekleri, hassasiyetleri, tepkileri, saadet vesilesi olan birtakım güzellikleri; değer verdikleri büyük insanlar ve o büyük insanların değerli eserleri acaba günümüzün medyasında kendine ne denli yer bulabilmiştir? Bununla beraber, bugün reytingi yüksek programlardan hareketle, o programların tesiri altında olan insanların nereye, nasıl bir kişiliğe götürülmekte olduğunu soracak olsak, alacağımız cevap acaba vicdanımızı rahatsız eder mi yoksa etmez mi?

Para Tutkusu

Reyting demek, bir yerde para demektir desek herhâlde yanlış olmaz. Para kazanma uğruna gözünü karartmış, ahlâki değerlerden kopma noktasına gelmiş birinin reyting toplama çabasında geniş hareket edebileceği şüphesizdir. Bu genişliğin menfî yansıması ise ekran başındakilere yani size, bize olacaktır. Tüketim toplumunda, diğerlerinden geride kalmamak için süren çabalar. Paran varsa, güçlü aletlerin varsa artık reyting çekecek şeyler bulmaya başlayabilirsin! Denenmemiş, az denenmiş şeyler. Ekran karşısında, sahne arkasında yapılması muhtemel gözalıcı efektler ve etkileyici kılmak için birtakım uğraşlardan bihaber izleyiciler. Bu gibi güçlülerin medya vasıtasıyla yoğun telkinleri; izlemelisin, görmelisin, bu kaçmaz! Sakın kaçırmayın! Daha çok izleyici, daha fazla para, daha büyük prodüksiyonlar.

reyting

İnternet ve Güçlüler

Medya'nın internet tarafına bakacak olursak, internet medyası diyelim, orada özgürlükçü bir anlayış görüyoruz. Belki bu özgürlük de belli yerlerde zaptedilmiş, “tutsak bırakılmış bir özgürlük” olabilmekte. Değerli olanın “değerli” görünmemesi yani reyting alamaması söz konusu. İnternet aleminde her ne kadar çok seslilikten bahsedilse de yine öne çıkan, markalaşan, cezbedici “temalar”  reyting çekici hususiyetleriye güçlü gözüküyor. Bilgi ve para konuşuyor, reyting avcılığı öne çıkıyor ve fakat geri planda, en gerilerde yine insan var. Değerleriyle, inançlarıyla, iyi ve kötü yanlarıyla insan. İnsan ve teknoloji, insan ve madde irtibatı ön planda.

hit

İnsan. İnternet âleminde önde tutulan “mikrofon uzatılan” husûsiyetlerini sergilemesi beklenen yahut gözlenen insan. Reyting sadece belli başlı programlar için değil, insan için de söz konusudur. Şöhret artık eskiden olduğu kadar erişilmesi güç değil galiba. Kimileri için internet, neler yapabileceğini gösterebileceği bir saha mevkiindedir. Bu noktada hırs ve rekabetin de devreye girebileceği görülmelidir. Daha çekici olmak deyince elbette bunun farklı alanlarda rekabeti düşünülebilir. İlgi ve alakanıza, kabiliyetinize göre siz de bu rekabetin içinde bir yer alabilirsiniz. Belki bazı şeyleri yapmanız, bilmeniz de sizden beklenmektedir. Sizi izleyenler, sizi tanıyabildikleri ölçüde bazı beklentilere girebilirler. Siz de bir noktada bu beklentilere cevap verme ihtiyacı hissedebilirsiniz. Günlük hayatında sıradan bir genç olarak bilinen, tanınan biri, internette çevrim içi olduğunda, etrafındakilerin ilgi ve alakasını celb etmeyen herhangi bir sahadaki maharetlerini gösterme fırsat ve imkânına sahip oluverir. Reyting toplamanın cazibesi, ahlâki değerlerden ödün verme noktasına varabilir. Benlik ve kendini beğenmişliğin söz konusu olacağı tehlikeli bir durum. Daha da ötesi, bu kötü ahlâka iyice alışmak, bağımlısı olmak.

Bugün internette görülen yazılar, resimler, diğer içerikler umûmiyetle hızla tüketiliyor ve çabuk unutuluyor sanıyorum. Bir nevi fast food gibi sanki; hızla tüket, şişmanla, sağlığından ol! Birkaç satırlık slogan, tespitler, suçlamalar, doğruluğu tartışmalı haberler, 3-4 dakikalık bir video vesaire. Tüm bu içeriklerden elde kalan pek bereket olduğunu söylemek de zor galiba.

Geç Kalmadan

O kadar içindeyiz ki bu reyting dediğimiz şeyin, hayatımıza yansımaları o kadar çok ki, her hâlde bundan kendisini geride tutabilmiş, saklayabilmiş pek az kimse vardır. Birçok kimse ekran karşısında tercihlerle meşgul olmakta. Bu tercihlerini yaparken bir taraftan yine erkan karşısında bazı telkin ve tavsiyelere maruz kalıyorlar. Umûmî temayülün “cazibesi” yani reyting rekortmeni programlar çekebiliyor onları. Belki tercihlerinde son derece müessir oluyor bu reytingler.

Bilgilerini ve zenginliklerini karanlık iç alemlerinin aks ettiricisi olarak kullanan güçlere ve “güçlülere” karşı ne yapılabilir? Kapatma düğmesine basmak her zaman kolay değil fakat yine de akla gelen ilk tedbir belki de o. Ekranlardaki “kalite”yi doğru tespit edebilecek insanlar yetiştirmek lazım. Eğitimde kalite, ahlâkî olgunluğa sahip insanlar lazım. İyilerin sorumluluk alması, davasına sahip çıkması, susmaması lazım. Ekrana bakarken herhâlde tereddüt ediyoruz çoğu zaman. Sağlıklı bilgi, güvenilir medya ve inanmış insanlar lazım. Dahası, bu insanların beraberce çalışabilmesi de gerekiyor. Geç kalmadan, büyük insan yığınlarına sahih, temiz, değerli bilgi ve içerik temin eden müesseseler kurulmalıdır.

Kategori: Genel Ekleyen: Tazammun Tarih: 2016-10-22

Osmanlıcada harfler tıpkı birer anahtar gibidir. Başta, ortada ve sonda yazılış şekilleri iyi bilinmelidir. Okutucu harfler ve kelimelerin ek almasına da dikkatle bakılmalı ve iyice öğrenilmelidir. Temel kaideler öğrenildikten sonra hemen okumaya ağırlık verilmelidir. 

eski yazilar

Harflerle alaka kurulunca sıra kelimelere gelmiştir diyebiliriz. Osmanlı Türkçesi'nde zaten bildiğiniz, duyduğunuz kelimeleri de okursunuz fakat bilmediğiniz ve daha önce duymadığınız kelimeler de olacaktır. İşte Osmanlıca denilince belki de bazılarınızın aklına bu “bilinmeyen” tarafı geliyor. Bu zorluğu aşabilmek için bilhassa Arapça bazı kaideleri ve Farsça bazı unsurları da bilmek gerekiyor. Böylece kastedilen manaları anlamak da mümkün olacaktır.

Harfler, kelimeler derken dilbilgisi kaidelerine sıra gelmiştir. Yerli yerinde ve açık ifadeler kullanabilmek gerekiyor. Bunun için de ilgili eserlere bakılmalıdır.

Böylece hem Osmanlıca okuma kabiliyetine, hem zengin kelime ve manalarının bilgisine ve hem de etkili konuşup yazabilme hususiyetine sahip olunur.

Kategori: Genel Ekleyen: Tazammun Tarih: 2016-08-05

Bismillah

Normal kelimesi dilimize sonradan girmiştir. Kelimenin bizdeki karşılığı “olağan”dır. Olağan kelimesine bakacak olursak, kendi zihnimdeki manayı, sözlüğe bakmadan yazacak olursam; alışılagelen, cemiyetin kahir ekseriyetince pek de yadırganmayan hal, duruş veya durum diyebilirim.

Olagelen, baskın gelen, bir şekilde kabul gören ve bir bakıma “normalleşen” insanlar. İşte bu noktadayız. Olağan ve “olağandışı” insanlardan bahsedeceğiz.

Olağan insan, evvelce de anlatıldığı gibi; umûmî manada, cemiyet nazarında bir şekilde kabul gören insan oluyor. Olağanı kimler belirliyor ayrı mesele. Olağan kelimesi bazılarınca sıradan kelimesini karşılamaktadır. Her halde onlara göre olağan kimseler oldukça sıkıcı, belli rutinlere sıkışmış yerinde sayan tiplerdir. Bir diğer taraftan olağan kimseler; belli ahlâkî değer ve prensipleri yerine getirmede yetersiz kalmış, maneviyat itibarıyla zaaf hâlindedirler. Aynı sınıfa göre onlara el uzatılmalı, eğitilmelidirler. Olağanlar ise bu iki sınıfla yer yer çatışmalara girmekle birlikte, kimi zaman etliye, sütlüye karışmaz bir vaziyette bulunabiliyorlar. Zaten umûmiyetle öyle değil mi? Artık pek kimse kimseyi ikaz edemiyor. Dahası, kendilerini sorgulamaktan dahi uzak durabiliyorlar. Bulundukları sınıfın gayrısına yer yer mesajlar vermekle birlikte, çoğunlukla sessiz kalabiliyorlar. Bugün artık belli bir duruş sahibi olmak sizin “olağandışı” olarak değerlendirilmenize sebebiyet verebilmektedir.

Bir tarafta; çoğunluk gibi giyinmeyen, konuşmayan, farklılaşma adına veya belli aidiyetler icabı gerek bedeninde gerekse kelimelerinde, hal ve hareketlerinde menfi birtakım rahatsız edici unsurlar görülür. Diğer taraftaysa; olağanı sorgulatan ve farklı tartışmalara sebebiyet verebilen, bu kez müspet bazı farklılıklar gözlenir. Dînî hassasiyetleri diğerlerine nispetle daha yüksek kimseler. Bu kez bu farklılaşma, radikalleşme adıyla anılabilmektedir.

Ortada duran “olağan”a göre iki uçtaki “olağandışı” insanlar.

Bütün bu ve diğer sınıflar cemiyetimizde beraberce yaşamaktalar. Belki yer yer bir birlerine baktıklarında kendi zaaflarını veya güzelliklerini görüyorlar. Burada elbette belirleyici unsurlardan söz etmek gerekir. Eğitim sistemimizden tutun, medyaya; cemiyet nazarında itibar görmüş, hüsnü kabul görmüş kimselerin keyfiyetlerine varıncaya kadar ve daha başka unsurlar. Bugün sadece Ülkemizde değil, dünya genelinde baskın küresel bir sistem bulunuyor. İçinde bulunduğumuz bu yeni çağ teknolojik ilerlemelere çokça tanık olduğumuz bir dönem. Daha yakına geldiğimizde “iletişim çağı” olarak isimlendirildiğini görmekteyiz. İnsanoğlu'nun ilmî birikimini teknik araç gereçlerin yapımı, geliştirilmesi gibi konulara yönelttiğini ağırlıkla müşahede ettiğimiz bir dönemdeyiz. Geliştirilen daha ziyade nesneler oldu. İmkanlar fazlalaştı, mesafeler kısaldı, emekler farklı sahalara kaydı. Bununla beraber tüketim çoğaldı, talepler de öyle. Maddeyle insan irtibatı öne çıktı. Artık hayatımızda nesneler, renkler, kıvrımlar, bükümler, pürüzsüz yahut metalik yüzeyler, parlak renkli ışıklar büyük ölçüde yer tutuyor. Nesneyle, maddeyle alakamız artmakla birlikte; bunca kolaylık arz eden teknolojiyle beraber içinde bulunduğumuz “iletişim çağı”nda ahlâkî değerlerin o ölçüde fazlalaştığından bahsedemiyoruz. Madde inşasında iddialı olan modern insan, mana aleminden uzaklaşıyor. Ayağa kaldırdığı “medeniyet” madde itibarıyla, teknolojik açıdan gelişmiş fakat; mana itibarıyla, insânî değerler cihetiyle geri kalmış bir halde bulunuyor. İşte bunlarla beraber “olağan ırmağı”ndan uzaklaşmama adına güzellikler, hakikatler gözardı edilebiliyor. Böyle bir normalleşme doğru mu? Üretim ve tüketim ağırlıklı bir cemiyet ve buradaki ahlâkî savrulmalara normalleşme adına önce göz yuman ve sonra da ayak uyduran normaller. Hayatın kolaylaşmasını, eğlenceli bir hale getirilmesini mutlaklaştırmak mı gerekiyor? Böyle bir durumdaki insanın ne ölçüde fedakar olması beklenebilir bir düşünelim. Yoksa fedakarlık kavramından vazgeçmek mi gerekiyor?! Sonsuzluk Âleminden ve inançlarından uzaklaşmış, peşinci, eğlence tutkunu insanlar. Böyle bir hale düşmekten Allah-u Teala'ya sığınmak lazım doğrusu. Allah muhafaza buyursun.

Kategori: Genel Ekleyen: deruni Tarih: 2016-03-31
بسم الله الرحمن الرحيم

Osmanlıca öğrenmek. Devamlılık gerektiren, ihmale gelmeyen bir yolculuk. 

Osmanlıca

Bundan epeyce bir zaman önce, bir forum sitesinde bir resim görmüştüm. Üzerinde Osmanlıca yazıyordu. Okumaya çalıştım, o zaman okumayı bilmediğim halde biraz biraz okuyabiliyordum. Kur'an Harflerini biliyor olmak, Kur'an okuyabiliyor olmanız Osmanlıca öğreniminde size büyük bir avantaj sağlıyor. Osmanlıca Kur'an Harfleriyle yazılıyor. Buna ilâveten, Farsça'dan bir kaç harf ve Türkçe'ye mahsus bir harf bulunuyor ki onlar da birkaç harf ve öğrenmesi gayet kolay. Birkaç ders görmeniz halinde hemen önce kelime, sonra cümle ve metinleri okuyabilecek düzeye geliveriyorsunuz. Bu benim için de böyle oldu. Pek hesapta yokken kendimi Osmanlıca'nın içinde buldum. Okumayı yeni yeni öğrendiğim zamanlarda İnternet üzerinden Osmanlıca metin araması yapmıştım. Daha henüz kitap okumuyordum. O zamandan bu zamana Osmanlıca öğreniminde de hızlı bir artış gözlemliyoruz. Facebook üzerindeki sayfa ve gruplardan kısa metinler hazırlayıp paylaşıyorlar. Okuması kolay, kısa metinler paylaşılıyor daha çok. İnsanlara Osmanlıca dediğinizde akıllarına günümüz Türkçesine biraz yabancı bir konuşma dili gelebilir. Osmanlıca bir yazı dilidir. Esasen yazılan Türkçedir. Şu var ki lisan inkılabı sonrasında iyiden iyiye bazı kelimelerimizden uzak kalmış, adeta kelimelerimize yabancılaşmışızdır.

harfler

Osmanlı Türkçesi içerisinde Arapça ve Farsça kelimeler günümüze nazaran çok daha fazladır. Bunun dışında menşei Batı olan kelimeler pek azdır. Osmanlıca imlâ kaidelerini öğrendiğinizde Türkçe kelimeleri ve diğer unsurları okumayı öğrenmiş oluyorsunuz. Arapça kökenli kelimelerin kendi okunuş kaidelerini öğrenmelisiniz. Çünkü Osmanlıcada geçen Arapça kökenli kelimeler, aslî hâlleriyle yazılır.

Ders

Bütün bu eğitim sürecinde kararlı olmak gerekiyor. Hergün okumak, yeni kelimeler gördükçe anlamlarını araştırmak, not almak gerekiyor. Zorluğu elbette olacaktır ama bu zorlukları aşmak için uğraşıp, netice almak gerekiyor. Bu da işin zevkli tarafı oluyor.

Kategori: Genel Ekleyen: deruni Tarih: 2016-03-27
12»»